Sadede gelelim...

Uzun süredir bu coğrafyada yaşamanın zorluklarını tartışıp duruyoruz. Bazen konu kadın olarak Türkiye'de ve Ortadoğu'da yaşamaya geliyor. Saatlerce tartıştıktan sonra dönüp dolaşıp aynı noktada tıkanıyoruz. Evet anladık hepimiz, burası kötü bir yer, her şey berbat, kadınların can güvenliği yok, çocuklarımız sokakta rahat dolaşamıyor, geçinemiyoruz, adaletsizlik, ücret eşitsizliği... Saatlerce sıraladığımız durumlardan sonra diyorum ki; 'Eeeee'... 

Bu coğrafyanın asıl sorunu şikayet etmekten başka hiçbir şey yapmamamız. Sanki 80 milyon insan bir sabaha uyandığında kendini Türkiye'de bulmuş ancak nasıl buraya geldiğini dahi hatırlamıyor. Sitemleri kilitleyerek E-devlet'te karşılaştığımız bir gerçek var. Hepimiz bir şekilde bu coğrafyanın dört bir yönden parçasıyız. Bir tık daha üste çıkarsak bu gezegene aitiz. Yaşadığımız her sorunda, her güzellikte başkalarının olduğu kadar bizim de payımız var. Suçlamayı ve şikayet etmeyi bırakıp aynaya baktığımızda göreceğimiz bu gerçek bizi sorumluluklarımızla yüzleştirecek.

Kadınlara (özellikle kendisine) karşı davranışlarından şikayet eden bir annenin kendisi de öyle yaşadı diye kızına aynı yaşamı dayatması bu sorumluluğun dışında değil. Tecavüzlere küfreden bir kadının oğlunu 'Sen erkeksin, tabii ki sen farklısın, gece geç gelebilirsin, sana öyle yapan kız suçlu' gibi onlarca telkinle büyütmesi de sistemi bu noktaya getiren nedenlerden sadece biri. Kız kardeşine, sevgilisine, eşine büyük baskılar uygulayan bir erkeğin sosyal medyada, iş yerinde sokakta kadınlara her şeyi yapabileceğini düşünmesi kendisi için bir sorun değil. 

Toplum olarak iki yüzlülük çağını yaşıyoruz. Herkes herkesi suçluyor, herkes her şeyi şikayet ediyor ancak kimse hatadan kendine pay çıkarmıyor.Kadın ve erkek olarak yaşamaktansa insan olarak varlığı devam ettirmek kimsenin aklına gelmiyor. Liyakat, adalet, eşitlik naralarının en fazla atıldığı şu günlerde hiç kimse bu erdemleri hayatının bir köşesine koymuyor.

Erdemleri sergilemenin hala para ettiği gerçeğini görenler bunlarla gösterişlerini yaparken yalnız kaldıklarında  maskelerini çıkartıyor. İnsan olmakla yüzleşmediğiniz sürece hiçbirimiz bu dünyada güvende değiliz. 

Zihinlerimizde yarattığımız tabularla kendimize en büyük engeli yarattık. Bir kadının yarım, vitrin mankeninden ibaret olduğu, bedenlerini sergilemekten başka yetisinin bulunmadığı, entelektüel yaşamın kadınlara yakışmadığı, var oluş amacımızın erkeklerin hayatını kolaylaştırmak ve üremekten ibaret olduğu yalanlarını biz sürdürdük. Birbirimizi seviyesizce etiketlemekten kafamızı kaldırdığımızda erkek baskısına bağırmaktan başka hiçbir şey yapmadık. Bu arada dünyadaki kıskançlık ve fesatlık gibi bütün kötü duyguları kendimize yakıştırmaktan geri durmadık. Kendi cehennemimizi yaratırken çığırtkanlığını yaptığımız tüm fikirlerin aksine hayatımızda sıfatları değişen tüm erkeklerin aynı düzeni sürdürebilmesi için koltuk değneği olduk. Kendi kendimize dayattığımız tabularla yaşamımızı zorlaştırırken asıl gerçeğin kendimizi bulmak olmadığını kavrayamadığımız şu günlerde korkmamız ve anlamamız gereken tek şeyin kendimiz olduğunu anlamak hayatımızın tek gerçek yön levhası olacak.

Bir kadın ile erkek arasındaki gerçek farkı kavradığımızda, kadınlar insan olduklarına kendileri inandıklarında dünya daha güzel bir yer olacak. Kadınlar kendi tabularıyla savaşlarını yendikleri gün gerçek hayat ortaya çıkacak. 

YORUM EKLE

banner202